Şehitlerimiz İçin Yapılan Tören ve Başkomiser Çapan Dede Koca’nın Şehit Oluşu
Genel Yayın Yönetmeninden
ŞEHİTLERİMİZ İÇİN YAPILAN TÖREN VE BAŞKOMİSER ÇAPAN DEDE KOCA’NIN ŞEHİT OLUŞU
Özgüner POLAT[*] |
Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Kalem Müdürümüz Sayın Engin KAYA beni özel kaleme davet ederek, Emniyet Genel Müdürümüz, Vali Sayın Gökhan AYDINER’in şehit olan beş evladımız için Devlet Büyüklerimizden kendisine gelen baş sağlığı mesajlarının Çağın Polisi Dergisinde yayınlanmasını istediğini iletti. Bu işten yola çıkarak Yönetim Kurulu olarak OCAK 2005 sayımızı şehitlerimize “ÖZEL SAYI” olarak çıkarmaya karar verdik. Bu kararımızı ulaşabildiğimiz Genel Müdür Yardımcılarımıza , Daire Başkanlarımıza, İl Emniyet Müdürlerimize bildirdik. Düşünce ve hislerini içeren mahalli anı gibi yazılar talep ettik. Çoğunluğundan yazıları aldık. Şehitlerimize ÖZEL SAYIYI oluşturmaya çalıştık amaca ulaştığımıza inanıyorum. Töreni izlediğimizde Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet SEZER’in, T.B.M.M. Başkanımız Sayın Bülent ARINÇ’ın, Başbakanımız Sayın Recep Tayip ERDOĞAN ‘ın, Genel Kurmay Başkanımız Orgeneral Sayın Hilmi ÖZKÖK ‘ün , T.B.M.M. üyelerinin yaşına ve rahatsızlığına rağmen Sayın Bülent ECEVİT’in, Üniversite mensuplarının, Parti Genel Başkanlarının, Demokratik Kuruluş temsilcilerinin kısaca Devletin Emniyet Teşkilatının yanında olması bizleri gururlandırdı.
Ben yetmiş yaşına yaklaşmış bir insanım. 1950 Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinden bu güne kadar olan siyasi olayları takip ettim. Türk Milletinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en büyük özelliği Devletimizin ve Milletimizin acılı ve kıvançlı günde birlik ve beraberlik göstermesidir. Emniyet teşkilatının, dolayısıyla Devletin böyle acılı günümde Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanın aramızda olmaması bizleri hem düşündürdü hem de üzdü. Genel Müdürümüze gelen yetmiş başsağlığı mesajını da tek tek inceledim, bunlar arasında da Ana Muhalefet liderinin mesajına rastlamadım. Polis, İktidarda da, Muhalefette de gerekli bir kuruluştur.
Bizleri acılı günümüzde yalnız bırakmayan Sivil ve Askeri devlet büyüklerimize törenimize katılan tüm kurum ve kuruluşlara, mesaj gönderenlere, Teşkilatımız ve Derneğimiz adına minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
Polis Akademisinden devre arkadaşım Çapan Dede KOCA ile 1976 yılında Diyarbakır İli Emniyet kadrosunda birlikte çalıştık. İkimizde Başkomiserdik. Arkadaşım o günkü ismi ile Siyasi Şubede görevli idi., bende Narkotik Şube Müdür Vekili idim. Sıkıntılı günler yaşamıştık. Siyasi Şube de sorgu da Gökhan isimli bir zanlı ileri derecede Akciğer Tüberkülozu olduğundan ölmüştü. Siyasi Şubede görevli olanlar hakkında Adli İdari Tahkikat açılmıştı. Arkadaşlar her tahkikattan beraat ettiler. Bende, bir siyasinin yakınında narkotik şube olarak uyuşturucu yakaladığımızdan dolayı ödül beklerken hakkımda hiçbir tahkikat açılmadan Tunceli İline sürülmüştüm.
Bir yıl sonra Çapan Dede KOCA’nın ve benim tayinlerimiz Kocaeli İline çıktı. Ben çarşı karakolu Amiri , Çapan’da Bölge Trafik Müdür Vekili olmuştu. 10.10.1979 tarihinde arkadaşım öğle yemeğine karakola geldi. Yemekte Akademi günlerimizi Diyarbakır günlerimizi konuştuk. Bana “Özgüner, sen Narkotik’in, ben Siyasi Şubenin pis işlerinden, pis kişilerinden kurtulduk, sen karakolda, ben de Bölge Trafikte rahat ve huzurluyuz.”dedi. söylediklerinde gerçek payı çoktu. Yemekten sonra görevinin başına döndü.
Ertesi gün yani 11.10.1979 günü saat 09.30 sıralarında telsiz merkezimizin Derince de bulunan İpraş fabrikasında teröristlerle çatışma çıktığı, yaralı polislerin olduğu yakın ekiplerin yardıma gitmesi anons edildi. Karakol ekibi olarak ben ve arkadaşlarımda olay yerine geldik. Sevgili kader arkadaşım Çapan Dede KOCA ‘nın da ağır yaralandığını S.S.K. Hastanesine kaldırıldığını öğrendim. Derince ’de bulunan Bölge Trafik Şube Müdürlüğüne görevine giderken bir gün önce “Kurtulduk dediği” Terörün içine düşmüştü. Makam otosundan adımını attığı an pusuda yatan terörist tarafından uzun menzilli silahla taranmıştı. Teröristlerden birisi yakalanmıştı. Derhal yattığı hastaneye gittim, ameliyatta idi. Saatler sanki durmuştu. Zaman geçmiyor ameliyathaneden haber alamıyorduk. Hepimiz donmuş kalmıştık. Ne acıkıyor ne susuyorduk, sigaranın, birinin ateşi ile ikincisini yakıyorduk. İçimiz kan ağlıyordu. İyi bir haberin gelmesi için bildiğim tüm duaları okuyordum. O melun (kötü) saat geldi çattı, saat 14.30 da ameliyathaneden acı haber geldi. Sevgili devre arkadaşım tüm çabalara rağmen Şehit olmuştu. O anki hislerimi düşüncelerimi ifade etmem mümkün değil. Bir ara müdüriyete git, sorguda olan teröristte arkadaşımdan ne istedin, niçin şehit ettin de , tabancadaki ondört mermiyi beynine boşalt düşüncesi geçti. Bunun çözüm olmadığını, benimde eşim ve üç çocuğum olduğunu düşündüm, kendimi frenlemeye çalıştım.
Bazen acının da acısı oluyor. Müdüriyetten şehit arkadaşımın Kırkiki Evler Mahallesinde ki evine gittim. Eşim beni karşıladı sakin ol karısı Iraz hanımın Çapan Dede KOCA’ nın şehit olduğundan haberi yok dedi.
Iraz hanımla karşılaşmaya korkuyordum, mutlaka bana eşini soracaktı. Orada bulunanlar eski bir arkadaşı olarak haberi benim vermemin doğru olacağına kanaat getirdiler. Bende ikna olmuştum. Meslek hayatımın en zor en üzücü görevini yapacaktım. İçeri girip ne söyleyecektim, nasıl söyleyecektim. Beynim durmuştu, ağızım kurumuş dilim tutulmuştu, ama bu görevi yerine getirmem gerektiğini düşünerek içeri girdim. Eşi beni görünce oturduğu yerden fırladı “Abi, eşim iyi bir, şeyi yok değil mi?” diye sarıldı. İyi haber vermek ne kadar isterdim ama gerçek kötü hatta çok kötü idi. Üzülerek yenge Çapan şehit oldu, başımız sağ olsun diye bildim. Iraz Hanım sanki taştan bir heykel olmuş, donmuş kalmıştı. Tanrım ne hazin bir tablo bu aile buna laik değil diye haykırmak geçti içimden. Bu arada şehit arkadaşımın yedi yaşında ilk okula yeni başlamış Gökhan, 6 yaşında Serkan isimli oğullarını gördüm. Onlara sarıldım. Bu çocuklar ne olacak diye düşündüm.
Devletimiz, milletimiz, teşkilatımız ailenin yanında idi, hiçbir yardımdan kaçmıyordu. Valimiz Sayın İbrahim URAL’ da her türlü yardımın yapılması için büyük bir gayret gösteriyordu. Gerekenler yapılmıştı.
Bu yazıyı 29.12.2004 tarihinde yazıyorum. Arkadaşım 11.10.1979 tarihinde şehit olmuş, teşkilatımızın şerefli listesinde yerini almıştı. Aradan 25 yıl 2 ay 18 gün geçti. Çeyrek asır bir zaman, ama geçen bir çeyrek asra rağmen acım aynı günkü tazeliği ile yüreğimi sızlatıyor. Tesellim, oğulları Gökhan ve Serkan bu gün teşkilatımızda iyi rütbede ve iyi şubelerde baba mesleğini şehit bir babaya yakışır birer evlat olarak şerefli, dürüst, çalışkan bir şekilde sürdürüyorlar. Kendilerini canı gönülden kutluyorum.
Eşi Iraz Hanım, O’da bir şehit eşine yakışır şekilde, çocuklarına hem annelik hem babalık yaptı. Onların yetişmesini sağladı. Eli öpülesi Iraz ana sen her türlü övgünün üzerindesin, sana saygı duymamak mümkün değil. Allah’tan sana sağlıklı uzun ömür diliyorum. Ne mutlu sana.
Yarım asrı geçkin bir süredir şehit veriyoruz. Hainler şunu bilmeli ki bizleri yıldıramaz, sindiremezler. Üçümüz beşimiz şehit olur, onların yerine şehit olmaya yüzlerce, binlercemiz geliriz. Geliriz değil geliyoruz. 25 yıl önce Başkomiser Çapa Dede KOCA , bu Vatan, bu Millet, Bayrak için şehit oldu. 17.12.2004 tarihinde aynı amaçlar için Başkomiser Nihat AKBAŞ, Komiser Bilal ÜRGEN, Polis Memuru Bülent KIRANŞAL, Polis Memuru Adem ÇİÇEK, Polis Memuru Süleyman KARAHASANOĞLU kanların son damlalarına kadar çarpışarak şan ve şerefle şehit oldular.
Bu güne kadar şehit olmuş meslektaşlarımıza Allah’tan Rahmet, ailelerine sabır, teşkilat mensuplarına baş sağlığı diliyorum.
Gazilerimize de sağlıklı ve mutlu bir ömür temenni ediyorum.
Sevgili okurlarım, tanık olduğunuz bu tip olayları lütfen bize yazınız, bizler yayınlayalım. Şehitlerimizin ruhunu şad edelim.
[*] Emekli Emniyet Müdürü, Genel Sekreter, TODAİE Kamu Yönetimi Uzmanı