Örgüt birçok tanımının yanı sıra; “görece belirgin
amaçların peşinde koşmaya yönlendirilmiş ve görece yüksek yapılanma derecesine
sahip birliktelik”[1]
biçiminde tanımlanmaktadır. Örgütler, dış ortamlarına (çevrelerine) sıkı
biçimde bağlıdırlar ve bu bakımdan açık sistemler olarak görülmelidirler[2].
İdare (davalara taraf olan her kamu idaresi[3])
-diğer örgütler gibi-, varlığını sürdürebilmek için çevresinden girdiler alması
(personel, para, malzeme, bilgi vs.) gerekli olan açık bir sistemdir. Açık
sistemlerin özelliklerinden birisi de olumsuz geribildirim mekanizmasıdır.
Geribildirim mekanizmasını işletmeyen sistemler büyük enerji kaybederler[4].
İdarenin eylem ve işlemlerine karşı açılan davalarda, aleyhe
verilen mahkeme kararları; açık sistem için olumsuz bir geribildirim oluşturur.
Çünkü bu kararlardan önemli kısmı idarenin bir çıktı olarak gerçekleştirdiği
faaliyeti geçersiz hale getirir[5].
Bu geribildirim üzerine sistem düzeltici tedbirleri almaz ise, idarenin benzer
biçimde tekrarlanan faaliyetleri, aleyhe mahkeme kararları ile geçersiz hale
gelmeye devam eder; bu da sistemdeki enerji kaybını büyütür
Aleyhe mahkeme kararları; enerji kaybının yanı sıra,
idarenin hukuk devletini gerçekleştirme ve bu doğrultuda hukuka uygun idare
davranışını gösterme amacından[6]
sapma olduğunun işaretidir. İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı
yolu açıktır[7].
Bu hukuk devleti ilkesinin “hukuka bağlı idare” koşulunun bir gereğidir[8].
İdare (Anayasa’da tanınan istisnalar hariç[9])
yargı denetiminden kaçamaz. Yaşanan süreçte bu denetimin devam ettiği ve
idarenin açılan davalarda yoğun ve yaygın bir geribildirime maruz kaldığı
görülmektedir. Yaşanabilecek enerji kayıplarının yanı sıra, geribildirimin
verdiği bu sapma mesajı açısından da, aleyhe mahkeme kararlarının sistem tarafından
değerlendirilme gereği bulunmaktadır.
Esasen mahkeme kararlarının idare tarafından uygulanması bir
zorunluluktur[10].
Bu açıdan bakıldığında; her olumsuz mahkeme kararına idare uyar ve sistem bu
karardan az veya çok etkilenir. Etkilenme düzeyi, mahkeme kararının hangi konu
hakkında verildiğine bağlı olarak değişir (örneğin bir bireysel işlem ile bir
düzenleyici işlem iptali arasında, sistemin etkilenmesi açısından fark
bulunmaktadır[11]).
Ancak buradaki sorun, mahkeme kararlarının zorunlu uygulanması ile ilgili
değildir. Mahkeme kararlarının zorunlu biçimde uygulanmasından kaynaklanan
sapma ve enerji kaybı, sistemin önlem almaması nedeni ile tekrarlanarak
büyüyecek midir? Burada, sistemin olumsuz mahkeme kararları üzerine
geribildirim ve düzeltici mekanizmalarını işletebilmesi önem kazanmaktadır.
Geribildirim mesajının önem derecesinin bilinmesi, bu
mesajla ilgili yapılacak değerlendirmeye katkı sağlayacaktır. Önem derecesinin
belirlenmesinde, idare aleyhindeki mahkeme kararının verildiği davaya konu idari
faaliyetin (eylem veya işlemin) nitelikleri ve doğurduğu sonuçlar belirleyici
olacaktır. Buna göre;
-Ön koşul olarak aleyhe mahkeme kararına konu olan idari
faaliyetin tekrarlanıyor olması,
-İdari faaliyetin tekrarlanma
sayısının yüksekliği,
-İdari faaliyetin yol açtığı
tazminat miktarının yüksekliği,
-İdare aleyhindeki mahkeme kararının, yoruma gerek
bırakmayan objektif bir nedene dayanıyor olması,
-İdare aleyhindeki mahkeme kararının, başka işlemler
hakkında da idare aleyhine karar verilmesine yol açacak olması (zincirleme
etki),
-İdare aleyhindeki mahkeme kararının birden fazla alt
sistemi etkiliyor olması,
idarenin olumsuz geribildirim mesajının önemini
değerlendirmesinde dikkate alması gereken faktörlerdir.
Mahkeme kararları ile ortaya çıkan geribildirim
mesajının, –önemine ilave olarak- gücünü etkileyen çeşitli faktörler
bulunmaktadır. Bunlar, -idare geribildirim mesajını önemli görse bile-
düzeltici önlemlerin alınmasını olumsuz biçimde etkileyebilmektedir. Bu faktörler; yargısal denetimin
sınırlılıkları, yargısal çözümün değişkenliği, sistemin mahkeme kararlarını
algılama ve değerlendirme biçimi ile ilgilidir.
Faktörlerin aşağıdaki biçimde sayılması mümkündür:
-Mahkemelerin resen harekete geçememeleri,
yargısal denetimin ancak mahkemeye başvuru olur ise mümkün olabilmesi[12],
-Mahkemelerin önlerine getirilen uyuşmazlık
konusunda ancak hukuka uygunluk denetimi yapabilmeleri[13],
-Mahkeme kararları ile oluşan yargısal
çözümlerin değişken olması, aynı konuda birbirinden farklı çözümlerin üretilebilmesi,
üretilen çözümlerin zaman içinde değişebilmesi,
-İdarenin;
Mahkeme kararlarındaki çözümü, sistemine aykırı
olarak değerlendirmesi,
Mahkeme kararlarının yürürlükteki mevzuat ile
açıkça çeliştiğini değerlendirmesi,
Mahkeme kararlarının, kendisine tanınan takdir hakkını aksi yönde kullanabilme yetkisini ortadan
kaldırmayacağını değerlendirmesi,
Mahkeme kararlarının gerektirdiği düzenlemeleri
çok zahmetli ve/veya riskli görmesi,
-İdarede geribildirim mekanizmasını bilinçle
işletecek kurumsal bir yapının oluşturulmaması,
Yukarıda belirtilen mahkeme kararlarının değişkenliği,
bu kararların sisteme ve yürürlükteki mevzuata aykırı görülmesi, alınacak
tedbirlerin doğurabileceği riskler ve işyükü, düzeltici tedbirlerin alınmama
nedenleri olarak ileri sürülebilecek gerekçelerdir. Bu doğrultuda idarenin; aleyhindeki her mahkeme kararı üzerine etkin düzeltici
tedbirleri alması gerektiğini belirtmek mümkün olmayabilir. Ancak idarenin;
mahkeme kararları ile oluşan her geribildirim mesajının farkına varması, bu
mesajı anlamlandırması ve yapılması gerekene bilinçle karar vermesi gerekir. Bu
konuda, sübjektif, tutarlı olmayan davranışlar yerine; kurumsal bir bilinç,
sistematik bir sürecin oluşturulması gereklidir. Olumsuz geribildirim
mesajını benzer faaliyetler açısından sistematik biçimde değerlendirebilecek
mekanizmalara sahip olmaması idarenin, düzeltici önlemler almayı uygun
görebileceği geribildirim mesajlarını da değerlendirememesine neden
olabilmektedir.
İdarenin geribildirim mekanizmasını
kurumsallaştırması gerekir. Bunun için idare ilk olarak, geribildirim
mekanizmasını işletebilmek için yürütülmesi gerekli olan görevleri belirleyen
bir mevzuat düzenlemesi yapmalıdır. Tercihen, uygun bir birimin kuruluş, görev
ve çalışma yönetmeliğine madde ilavesi yaparak, geribildirim mekanizmasını
sürekli, kaçınılmaz, denetlenebilir bir görev olarak düzenlemek, böylece
kurumsallaşmanın temelini atmak mümkündür. Bu mevzuat düzenlemesi aşağıdaki
gibi yapılabilir.
“Mahkeme
kararlarının sisteme geribildirimi
MADDE …-
(1)İptal ve tam yargı davalarında idare aleyhine verilen mahkeme kararlarının
sisteme geribildirim süreci aşağıdaki biçimde işletilir.
a)Mahkeme
kararının konusunu teşkil eden idari faaliyetin tekrarlanabilir olup olmadığı
öncelikle belirlenir.
b)Tekrarlanabilir
nitelikteki idari faaliyetler; sayı, miktar, objektif neden, zincirleme etki ve
alt sistem boyutları dikkate alınarak değerlendirilir ve geribildirimin önem
derecesi tespit edilir.
c)
Düzeltici önlemlere karar vermeden önce, aleyhe mahkeme kararlarının; yargı
sürecinin hangi aşamasında verildiği, sistemin yapı ve işleyişine aykırılığı,
yürürlükteki mevzuat ile çelişkisi, alınabilecek düzeltici önlemlerin riski ve
işyükü dikkate alınır. Düzeltici önlem almak yerine; savunmaları revize etmek
gibi, aleyhe kararların tekerrür etmesini önleyebilecek diğer yollara başvurulması
da uygun görülebilir.
ç)Düzeltici
önlemler veya başvurulacak diğer yollara karar verilir ise; kararların nasıl ve
hangi birim tarafından uygulanması gerektiği belirlenir. Kararlar uygulanır
veya uygulamaya konulması için ilgili birime bildirilir.
d)Uygulama
sonuçları ve bunların yeni açılan davalara etkisi periyodik olarak izlenir.
Yıllık raporlar hazırlanarak, birim yöneticisine arz edilir.
e)İdari yargı dışında,
Anayasa Mahkemesi, hukuk mahkemeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veya diğer
mahkemeler tarafından verilen kararlar için; ilgili idari faaliyet açısından bu
maddenin işletilmesini gerektirdiği oranda, aynı süreçler yürütülür.”
Yürürlüğe sokulacak mevzuat ile kurumsal
geribildirim mekanizmasının temeli atılmış olur. Kurumsallaşma; eğitilmiş
personel istihdamı, veri iletişim altyapısının oluşturulması ve iş süreçlerinin
işletilmesi ile zaman içinde güçlenir.
[1] Doğan Nadi Leblebici, “Örgüt Kuramının Temelleri”, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 9, Sayı 1, 2008, s.124,
[2] Daniel Katz ve Robert L. Kahn, Örgütlerin Toplumsal Psikolojisi, Todaie Yayınları, Ankara, 1977, s.19,
[3] 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname, R.G: 2.11.2011/28103, m.2/ç,
[4] D. Katz ve R. L. Kahn, 1977, s.23-24,
[5] İptal kararının sonuçları için bak: A. Şeref Gözübüyük, Yönetsel Yargı, 29. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, s.245,
[6] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, R.G: 9.11.1982/17863 (Mükerrer), m.2; Ö. İzgi ve Z. Gören, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Yorumu, TBMM Basımevi, c.1, Ankara, 2002, s. 54; Ender Ethem Atay, İdare Hukuku, Turhan Kitabevi, 3. Bası, Ankara, 2012, s. 101-102;
[7] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, R.G: 9.11.1982/17863 (Mükerrer), m.125,
[8] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin Yayınevi, 7. Baskı, Bursa 2009, s. 93,
[9] Anayasa’da, idarenin her türlü işlemine karşı yargı yolunun açık olması hükmüne istisna getirilmiştir. Bunlar: Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler (Any. m.105/2, 125/2); Yüksek Askerî Şûranın kararları (Ancak Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.)(Any, m.125/2); Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları (meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar hariç) (Any, m.159/10).
[10] 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, R.G:20.01.1982/17580, m.28/1; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, R.G: 9.11.1982/17863 (Mükerrer), m.138/3,
[11] A. Ş. Gözübüyük ve T. Tan, İdari Yargılama Hukuku, İdare Hukuku, Cilt 2, 2008, s.641, 645,
[12] Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi, Ekin Yayınevi, 2. Baskı, Bursa 2009, s.319,
[13] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, R.G: 9.11.1982/17863 (Mükerrer), m. 125/4; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, R.G:20.01.1982/17580, m. 2/2,